19 Ağustos 2011 11:45

BİN YAŞINDAKİ DOSTLAR!

Benim dostlarım arasında bin yaşındakiler de var, kırk yaşındakiler de! Anam öldüğünde 79 yaşındaydı. “Ana seksene merdiven dayadın” dediğimde, “Yok, yok seksene daha çok var” der ve yaşlanmayı reddeder görünürdü. Neden hanımların, hanımannelerin çok büyük çoğunluğu yaşlarını küçük gösterme gayreti içine girerler. Sadece hanımlar mı? Elbette ki değil, erkekler arasında da yaşlanmayı hazmedemeyen o nedenle yaşını küçük gösterme gayreti içinde olanlar var. Böyle durumlarla karşılaştığımda güler geçerim. Başka ne yapabilirim ki?

Benim dostlarım arasında bin yaşında olanlar vardır. Hatta bin yaşın üzerinde olanlar ve sağlıklarını devam ettirenler vardır. Bunu tersten alırsan, çocuk yaşta olanlarla beraber, elli, yüz, iki yüz, üç yüz, dört yüz, beş yüz, altıyız, yedi yüz elli yaşında dostlarım vardır. Sık sık onlarla baş başa kalır, dostça konuşur dertleşiriz. Hemen her seferinde yaşın kaç diye sorar, yanıtını ben veririm: Yedi yüz elli. Tövbe tövbe, haksızlık yapmamalıyım benim en yakın dostum bin yüz elli yaşında, hala ayakta ve Sarıyer’im güzelim havasını solumaktadır.


Biz Sarıyerliler bu yaşlı dostları ne kadar tanıyoruz? Onları ziyaret ediyor muyuz? Neredeler, nerede otururlar biliyor muyuz? Gel de meraklanma? Sorma sağa sola bu yaşlıları!


Hem merakınızı gidermek isterim, hem de sizi kısa bir gezintiye götürmek isterim. Sarıyerlilerin bu güzel gezintiyi yapmaları zorunluluktur. Ben öyle kabul ediyorum. Ama yine çok iyi biliyorum ki: pek çok Sarıyerli bu gezintiyi yapmamıştır, bu yaşlıları görmüşse de tanımamıştır, onlarla dostluk kurmamış, arkadaşlık yapmamışlardır.


İsterseniz gezimize Bilezikçi Çiftliğinden başlayalım. Bilezikçi Çiftliği, Bahçeköy yolu üzerindedir. Çayırbaşı futbol sahası, eski kibrit fabrikası, çay paketleme fabrikası ve Bahçeköy caddesi üzerinde ve sol taraftaki gazino ve çay bahçelerini geçtikten sonra gelir. Önceleri şahıs malı iken birkaç kez el değiştirdi son sahibi Orman Fakültesi olup, alan araştırma alanı olarak kullanılmaktadır. Bilezikçi çiftliği ilçemizin en büyük ve önemli çiftliğidir ve 806 hektardır. Çiftliğin en yüksek noktası 236 metre ile Büyükdoğan tepesidir.


Bilezikçi Çiftliği Türk sinemacı ve televizyoncularının da vazgeçemedikleri büyük ve elverişli bir platodur. Nedense sinemacılar da, televizyoncular da benim yaşlı dostlarımı tanıyamamışlardır. Bu onlar için affedilemeyecek kadar büyük yanlışlıktır ve hatadır.


Bilezikçi çiftliği değişik ağaç türleri ile çok zengindir. Görülmeye değerdir ama ben derim ki esas görülmeye değer olan üç önemli çınar ağacıdır. Benim dostlarımın ismi şöyledir: Yorgun Çınar (Koca Çınar), Uyuyan Çınar ve Kardeş Çınarlar. Bu isimler bile size bir şeyler çağrıştırmalıdır. Yorgun Çınar (Koca Çınar) nedir? Uyuyan Çınar, Kardeş Çınarlar (İkiz Çınarlar) nedir? Neden bu isimlerle anılırlar? Gelin birlikte dolaşalım Bilezikçi çiftliğini.


Bilezikçi Çiftliğine girmek ücrete tabi değildir. Giriş kapısındaki görevlilerden izin alınabildiği gibi Orman Fakültesi Dekanlığından da izin alınabilir. Giriş kapısından içeri girer ve yüz metre kadar yürüdükten sonra sol tarafa dönülür (vasıta girebiliyor) yetmiş seksen metre gidilirse karşımıza muhteşem görünümü ile Kardeş Çınarlar çıkar. Aynı gövdeden olup, topraktan çıkışı ile birlikte ikiye ayrıldığı ve böyle büyüdüğü için bu çınara Kardeş Çınarlar ya da İkiz Çınarlar denilmektedir. İkiyiz elle-üç yüz yaşlarında olduğu düşünülmektedir. Kardeş çınarları görüp de altında durmayan ve bu muhteşem abideyi dakikalarca seyretmeyen, beş on kare fotoğrafını çekmeyen olamaz. Gövdesi, büyük ana dalları ve diğer dalları ile çok muhteşem bir manzara arz ederler.


Kardeş Çınarları seyrederken dikkat etmez isek hemen on onbeş metre aşağıdaki Yorgun Çınar göremeyiz. Benim bu yaşlı dostum hayata küsmüş gibidir. Sanki komşusu Kardeş Çınarlara darılmış, kızmıştır ya da kıskanmıştır. Zira bin yüz elli yaşın yorgunluğu altında ayakta durabilmek için direnmektedir. O nedenle komşu çınara özenerek bakmakta ve eski günlerini aramaktadır. Benim can dostum Yorgun Çınar tam tamamına bin yüz elli yaşındadır. Benden söylemesi, ben de işi bilenlerden duyup öğrendim! Yorgun Çınar’ın çevresi, göğüs hizasından 17 metredir. Yüksekliği en fazla 20 metre kadardır. Yorgun Çınar dış kabuğundan beslenmekte ve üst kısımlardan verdiği filizlerle yüksekliğini göstermektedir. Ağacın içi oyuktur. Daha doğrusu ağaç içinde 25-30 m2 kadar büyüklükte bir oda ya da büyük bir salon vardır. Salona iki yandan giriş bulunuyor. Çınarın salonu anımsatan gövde içi (karnı da denilebilir) , yakın yıllara kadar Bilezikçi Çiftliğine kış aylarında avlanmaya giden avcıları kar, yağmur, fırtına ve dondurucu soğuktan koruyan bir şevkat abidesidir.


Yorgun Çınar’ı görüp de hayranlık duymayan, ona saygı göstermeyen olamaz. Muhteşem bir tarihi anıttır. Herkesin görmesi, yakından hatta çok yakından izlemesi gerekir diye düşünüyorum. Bu abide ağacı koruma altındadır.


Bilezikçi Çiftliğinde bir diğer abide ağaç ise Uyuyan Çınar’dır. Gören herkesi kendisine hayran bırakan bu görkemli çınarın Türkiye’deki çınarlar içinde özel bir yeri vardır. Dünya üzerinde benzeri olmayan bir çınardır. O nedenle görenlerin saatlerce orada kalması, kare kare fotoğraf çekmesinin nedeni budur. Uyuyan Çınar denilmesinin nedeni dipten bir kolunun yere yatmış olması ve yerden on santim kadar bir yükseklikten elli altmış metre uzağa gitmesi ve adeta uyuyormuş gibi yere doğru uzanmasıdır. İkinci bir kolu üç beş metre gittikten sonra, önündeki göleti sanki bilerek yapılmış bir köprü gibi yükselerek aşması ve sonra yine yere doğru inerek uzayıp gitmesidir. Uyuyan Çınar’a Ahtapot Çınar, Sekiz Kolu Çınar da denilmektedir. Mustafa Aydemir’in ifadesiyle “… çınara uzaktan bakınca dinazorlar çağında meteor çarpmasıyla sırt üstü düşmüş dev bir canavara benziyor”. Çınar’ın gölete vuran aksi da ayrı bir güzellik meydana getiriyor. Yerden iki ayrı gövde olarak çıkan çınar’ın çok dallı gövdesinin çevre genişliği 8,4 metre, yüksekliği 35, izdüşümü ise 80 metre civarında olup her bir kolunun genişliği 4 metreden fazladır.


Yaşlı dostlarımı Bilezikçi Çiftliğinde bırakarak yola devam eder ve Rumelikavak meydanındaki arkadaşlarımın yanında dururum. Rumelikavak mahallesine ismini veren tarihi çınar ağaçlarının değişik yaş ve boylarda olanlarını görürüz meydanda. Kavak Hisarı olarak bilinen tarihi kalenin ana kapısının sol tarafındaki Çınar çıkar karşımıza. Görür görmez Oooo der hayret ettiğimizi belirtiriz. Yaşının saptanması olası değil. Ancak 750 yaş üzerinde olduğu rahatlıkla söylenebilir. Çınar koruma altına alınmış, etrafına demir koruma yapılmış her hangi bir nedenle yıkılırsa tehlikeli olmasın diye! Ağacın içi boş, yani kovuk, üstelik koca çınar üçe ayrılmış. Ağacın gövdesi topraktan yukarıya doğru içten içe boşalmış, her parça kendi başına ayrı bir ağaçmış gibi! Bu anıt çınar ağacı da dış kabuğundan besleniyor. Çevresini ölçmedik ama 7-8 metrenin üzerine olmalıd! Ölçmeye kalksak doğruyu bulmak zor ama gerçekten ağaç bir anıt ağaç! Koruma altına alınan yaşlı çınar, bu yaşa nasıl gelmiş, bu kadar darbe gördükten sonra nasıl sürdürmüş yaşamını inanılır gibi değil. O nedenle bu görkemli ağacında seyrine doyum olmaz.


Yine Rumelikavak meydanındaki diğer çınar ağaçları da yaşları itibariyle ilgi çekici, Her biri üç yüz, dört yüz yaşı devirmiş, sağlıklı olarak yaşamlarını sürdürüyor. Rumelikavak ve çevresi Çınar ağaçları ile dolu. Adeta çınar denizi denilse yeridir. İskele Restaurant’ın bahçesindeki büyük çınar sağlığını yitirip gitti. Mezarlıkların yanındaki sıra çınarlardan başka Altınkum’daki Deni. Özel Eğitim Komutalığının piknik alanı içindeki devasa çınarlar da görülmeye değer.


Merkez Sarıyer’e adım attığımızda tarihi bir ağaç arar dururuz. Aklımıza her zaman Çınar gelecek değil ya! Esnafa, balıkçıya ya da yoldan gelip geçen her hangi bir kişiye sorsak bir tarihi ağaç var mı diye, hiç kimse deniz sahilindeki mor salkımı görün demez! Bilmezler İstanbul’daki en yaşlı mor salkım ağacının Sarıyer’de ve deniz sahilinde olduğunu. Sarıyer Ali Kethüda Camii arkasındaki lokantalardan birinin bahçesindedir bahsettiğimiz mor salkım ağacı. Bu ağacın değişik isimleri var. Örneğin; Sarıyer Sultan’ı, Mor Sultan, Çiçekli Ağaç gibi… Deniz sahilinde olmasına rağmen ağaç mükemmel büyümüş, yaşı iki yüzün hayli üzerinde olmalı. Yıllarca önce ölçenler 2004 demişlerdi! Her ne olursa olsun, deniz sahilinde ve tuzlu suyla haşir neşir olan bir mor salkım ağacının bu yaşa gelmesi gerçekten enteresandır. Ağaç dip kısmından itibaren içten içe çürümüş ve kovuk hale gelmiş. Dış kabuğundan beslenmesine rağmen mükemmel gelişme gösteriyor. On yıl kadar önce, hoyrat eller tarafından kesilip ortadan kaldırılmak istendiyse de halk izin vermedi. Ama öylesine hoyratça budandı ki bir kahvehane ve iki içkili gazinonun önüne boydan boya kaplayan bu ağacın dalları ve mükemmel yeşilliği yok edildi. Mor Salkım ağacının önce çiçeği gelir, yaz mevsiminde muhteşem güzelliğini sergileyerek çevresini çiçek denizine dönüştürür. Sonra da yeşilliğini döker gölgelik olarak. Sonbahara doğru yeniden çiçeklenir ve böylece muhteşem görüntüsü ile seyrine doyum olmaz bir anıt ağaç olarak Sarıyerlileri gölgesinde konuk eder. Hiç kimsenin aklına gelmez, bazı yıllar bu mor salkım ağacının bir ilkbahar sonu ve bir de yaz sonu iki defa çiçek açtığını!


Sarıyer’de bir diğer anıt ağaç Çırçır Suyu’ndadır. Çırçır Suyu mesire yerine giderken caddenin tam ortasında olup, koruma altındadır. Ağacın çevresi 5.50 metre ve içi kovuk, dış kabuklarından beslenen devasa bir çınar ağacı! Yaşı da dört yüzün üzerinde olup cadde üzerinde olduğu için her an yıkılma tehlikesi içinde bulunmaktadır. Yine Sarıyer’de ve karakol binasının karşısındaki sette bulunan dev Ihlamur ağacı da görülmeye değer ağaçlardandır.


Bahçeköy sınırları içindeki Belgrad ormanında değişik türde yaşlı ağaçlar vardır. Sırf bu ağaçları görmek için değil, ülkemizin en bakımlı ormanlarından biri olan ve piknik yerleri, kemerleri ve bentleri ile müthiş tarihi dokuyu bünyesinde taşıyan Belgrad Ormanını görmek elbette ki meraklıların hem özlemi ve hem de görevi olmalıdır. Zira gezi süresince Belgrad Ormanında unutulmayacak anıları yaşayacak, uzun günlerin ve boğucu sıcakların sürdüğü yaz aylarında, gökyüzünü göremeyecek, güneşi takip edemeyecek kadar koyu bir ağaçlık ve yeşillik alan içinde bulacaktır kendini. Böyle bir ortamı bulmak asla kolay değildir ama Sarıyer’de Belgrad Ormanlarında vardır.


Yaşlı dostlarım vardır Sarıyer’in değişik yerlerinde! Onları ziyaret etmek, hal ve hatırlarını sormak isterim her zaman. Fırsat geçtikçe elime yollara düşer dolaşır durur, seyrederim onları. Gülerim, güldüklerini hissederim, okşarım kabuklaşmış gövdelerini, büyük haz duyarım, onların dünyalarında yaşamaya çalışırım. Seyrine doyamadığım iki yaşlı çınar ağacı var Zekeriyaköy’de! Biri köy kahvesinin karşısında ve çeşmenin yanı başında! Bütün görkemi ile ayakta dikilmiş duruyor. Eğer caddeyi boydan boya geçen ve metrelerce öteye giden büyük dal kesilmeseydi, her halde görkemi daha da göz alıcı olurdu. Bu ağaca halk arasında “Köy ağası” denildiği söylenir. Efsanesi nedir bilinmez ama bir söylenceye göre bu ağacı köye ismini veren ve mezarı muhtarlık binası yanında olan Zekeriya isimli bir erenin diktiği söylenir. Zekeriyaköy Sarıyer’in en eski yerleşim bölgelerinden biridir. Bu köyde Hıristiyanlara rastlanmadığı da söylenegelir. Çok sağlıklı görünün bu dev çınar ağacının çevresi dipten 11 metre, göğüs hizasından 8 metredir. Yaşının ise 750 – 800 civarında olduğu söylenir. Gerçekten görülmeye değer olan bu bir çınar ağacı etrafı çevrilerek koruma altına alınmıştır.


Zekeriyaköy’de ikinci büyük çınar ağacı muhtarlık binası ile köy kahvesi arasındadır. Çok sağlıklı olan bu çınar ağacının çevresi 7,5 metre yaşı ise 400 – 450 arasındadır.


Sarıyer’in sayfiye yerlerinden Kilyos’ta da bir çınar ağacı bulunmaktadır. Kilyos kalesi içindeki bu çınarın, Kilyos kalesinin Osmanlılar tarafından alındığı 1460 yılında dikildiği ağaç üzerindeki etikette yazılıdır. Etiket dikkate alınırsa (2000 yılı itibariyle) Çınar’ın yaşı 540, boyu 28 metre, göğüs hizasından çevresi 5.40 metredir. Ağaç bakımlı ve çok sağlıklıdır. Hemen hemen hiç darbe almamıştır ve görülmeye değer bir ağaçtır.


Yenimahalle de eski Yeşilpark (Balıkçı restaurantın bahçesinde, halen kapalı) olan mahallede bulunan hayli görkemli bir çınar ağacı daha vardır. Çok sağlıklı olan bu çınarın çevresi 3.70 metre yaşı ise 200-250 civarındadır. Yenimahalle Üzengi Ağa Sokağı üzerinde özel bir mülkiyet içinde bulunan dev bir çam ağacıda görülmeye değer niteliktedir. Bu çamın yaşının 300’ün üzerinde olması muhtemeldir.


Büyükdere’de yaşlı ağaçlar bakımından zengin bir mahalledir. Büyükdere çarşı indeki Rum kilisesi bahçesinde, Sarıyer Belediyesi Başkanlık binasının girişinde sağ ve soldaki iki çınar da yaşlı çınarlardandır.


Kireçburnu İshak Ağa Camii bahçesinde de yaşlı iki çınar ağacı dikkat çeker.


Tarabya’da da hayli yaşlı çınar ağaçları bulunmaktadır. Bunlardan biri deniz kenarındaki parkın içindedir ve çevresi 9 metre civarında, yaşı da 400 ün üzerinde olup, fevkalade bakımlı ve görülmeye değer bir ağaçtır. Tarabya Karakol’a yanındaki Çınar ağacı da hayli yaşlı bir ağaçtır. Tarabya dere içinde ve Tarabya Spor Kulübünün önündeki (caddenin tam ortasında) çınar ağacı hem çok sağlıklı ve hem de devasa bir ağaçtır.


Sarıyer’in hemen her yerleşim bölgesinde bir veya birkaç tarihi ağaç bulunmaktadır. Örneğin Yeniköy limanı karşısındaki parkta bulunan Çınar ile Yeniköy çarşısı ve kilise bahçesindeki çınar ağaçları; İstinye girişinde ve sağ taraftaki Han Cafe bahçesindeki çınar; Emirgan’da meşhur Çınaraltı mevkiindeki dizi dizi çınar ağaçları; Baltalimanı Hastanesi bahçesindeki çınar, atkestanesi ve lale ağaçları Sarıyer’imizin görülmeye değer ağaçlarıdır.


Sarıyer’in görülmeye değer anıt ağaçlarını yerinde gidip görmek az bir şey mi? Yorgun Çınar, Uyuyan Çınar’ı, Mor Salkımı, Atkestanesi’ni, Lale ağaçlarını görmek aslında büyük bir ihtiyaç olmalıdır. Bunları görebilmek için Kaymakamlıkça, Belediyeci servisler konulmalı, şirketlerce turlar düzenlenmeli; tarihi ve anıt ağaçlar efsaneleriyle beraber izleyicilere anlatılmalıdır.


Markalaşması istenilen Sarıyer’in henüz anıt ağaçlarının tespit edilememiş olması büyük bir noksanlıktır. Yine aynı şekilde tarihi eserlerinin, kaynak sularının, tarihi çeşmelerinin, tarihi köşk, yalı; dalyan yerleri, korulukları tespit edilememiş olması ve envanterlerinin çıkarılamamış olması kayıptan öte çok büyük ayıptır.


Türkiye’nin en bakımlı ormanlarından birinin Sarıyer’imizde olması, yine en büyük çiftliklerinden birkaçının ilçe sınırlarımızın içinde bulunması ilçemizin markalaşması yolunda vereceği uğraşta bir şans değil midir?


Müze bakımından da şanslı sayılırız ama yeteri kadar değerlendirebilmiş değiliz. Rumelihisar Kalesi uzun yıllardan beri müze olarak kullanılıyor, binlerce ziyaretçiyi ağırlıyor. Yine Rumelihisarı’nda Duatepe mevkiinde Serpuş (Şapka) müzesi var; Emirgan’da Sapancı Müzesi, Büyükdere’de Sadberg Hanım Müzeleri var. Bu müzeler çok büyük ve önemli müzeler olmasına rağmen yine de müze eksikliği var. Örneğin; Türkiye’nin en büyük balıkçı köylerinin v e balıkçılarının bulunduğu ilçemizde neden bir balıkçılık müzesi olmasın? Türkiye’nin en bakımlı ormanının bulunduğu ilçemizde neden bir ormancılık müzesi olmasın? Elbette ki Sarıyer’in markalaşması için çok daha büyük projelere el atılması gerekmektedir. Ama ne olursa olsun bir yerden başlanmalıdır. Bu konuda yerel yönetimle birlikte sivil toplum kuruluşlarının (STK) da gayret göstermeleri gerekmektedir. Bu konuda herkesten duyarlı olmasını bekliyoruz.


Bin yaşındaki dostlarımdan bahsederken işi sarpa sardık ve anıt ağaçlardan uzaklaşıp müzeler sokağında bulduk kendimizi. Oysa konumuz müzeler değil. Sarıyer’in tarihi ağaçları ve benim yaşlı dostlarımdı.


Dolaşıp duruyor, kendimi yaşlı dostlarımın arasında buluyorum. Benim bin yaşındaki dostlarım, beni yalnız bırakmayan ve terk etmeyen yoldaşlarım. Baskılara boyun eğmeyin, yaşayın dilediğiniz gibi, hür ve kardeşçesine!